İçeriğe geç

Mülkiye Mektebi ne zaman ?

Mülkiye Mektebi Ne Zaman?

Mülkiye Mektebi. Duyduğumda aklıma ilk gelen şey, Osmanlı İmparatorluğu’ndan günümüze kadar uzanan bir köklü tarih ve biraz da egzantrik bir hava. Bunu söylerken, akademik elitizmi sorgulamak isteyen genç bir İzmirli olarak, Mülkiye’nin durduğu noktada ne kadar “gelişim” var, ne kadar “gelişme” var, bir bakmak lazım.

İstanbul’da kurulan, sonrasında da her yönüyle tartışılan bu mektep, Türkiye’nin bugünkü bürokratik yapısının şekillendiği yerlerden birisi. Peki, bu okulu ne kadar idealize ediyoruz? Gerçekten bugünün Türkiye’si, geçmişteki bu okula ne kadar ihtiyacı vardı? Yoksa yıllar içinde almış olduğu prestij, sadece özdeşleşmiş tarihi mirasla mı sınırlı kaldı?

Mülkiye’nin “Güçlü” Yanları

Mülkiye Mektebi, başlangıçta, Osmanlı döneminde devletin çeşitli işlerinde görev alacak memurları yetiştirmeyi amaçlıyordu. Eğitimdeki iddialı hedefler, Mülkiye’yi sadece bir okuldan öteye taşıdı. Hem şanlı geçmişi hem de üst düzey bürokrasiye verdiği katkılarla, okul bugüne kadar önemli bir statüye sahip oldu.

Bu, her ne kadar bazılarına ‘bürokratik elitizm’ olarak gelse de, Mülkiye’nin genç bir insanın toplumsal hayatta “yükselme” arzusu için sunduğu bir fırsat olduğu bir gerçek. Bürokrasiye girmek ve devlet kadrolarında yer almak isteyenlerin gönlünde taht kuran bir okul olarak, bir anlamda prestijli bir sosyal sınıfın kapılarını açıyor.

Öğrencilerine sunduğu tarihsel ve teorik derslerle, devletle ilgili meseleleri daha derinlemesine anlamalarını sağlıyor. Bu anlamda, Mülkiye’yi elitist olmaktan öte, devletle ilgili en temel meselelerin sorgulandığı bir düşünsel alan olarak değerlendirmek mümkün.

Ancak, burada en büyük soru şu: Bu elitist atmosfer, gerçekten de ülkenin gelişimine katkıda bulunuyor mu, yoksa sadece belli bir sınıfın devletle daha güçlü bağlar kurmasını mı sağlıyor?

Mülkiye’nin “Zayıf” Yanları

Şimdi gelelim işin biraz daha karanlık tarafına. Mülkiye Mektebi’nin tarihsel birikimi her ne kadar kıymetli olsa da, modern dünyada çok da tatmin edici bir yere sahip olduğu söylenemez. Okul, kendi elitist yapısından sıyrılmak bir yana, hala köklü ideolojilere ve eski bürokratik yapıya sıkı sıkıya bağlı. Günümüzde, bürokrasiyle en az ilgisi olan gençler, “sosyal medya influencer’ı” olma hayalleri kurarken, Mülkiye hala 20. yüzyılın soğuk ve katı sınıflandırmalarına sıkışmış durumda.

Bir de öğrencilerin sürekli olarak idealize ettikleri, ama dış dünyada gerçekten var olan ya da var olabilecek olan kariyer seçenekleri hakkında çok fazla eğitim almamaları sorunu var. Gençler Mülkiye’de eğitim alırken, devletin her kademesinde çalışmaya dair okudukları derslerle bir hayli motive olabilirler. Ancak zamanla fark ediyorlar ki, “gelişen Türkiye”de, bürokrasiye girmektense, sektörel deneyim kazanmak çok daha etkili olabiliyor.

Bir diğer zayıf yan, okulun yerleşkesinin, zaman zaman öğrencilerin farklı görüşlerine tahammülsüz ve homojen bir havaya bürünmesi. Katı bir ideolojik sistemin hakim olması, gençlerin farklı düşünce biçimlerinden uzak kalmalarına neden olabiliyor. Mülkiye’deki bu tahammülsüzlük ortamı, sadece dışarıdaki sosyal medyada gözlemlenen kutuplaşmalarla sınırlı değil, okul içinde de benzer bir durum söz konusu.

Mülkiye’den “Herkese” Ne Kalmalı?

Bürokrasiye dair ne kadar tartışma yapılırsa yapılsın, Mülkiye hala Türkiye’de belli bir kültürün, elitizmin, eğitim anlayışının temsilcisi. O yüzden, sadece okulun tarihine bakmakla yetinmemeli, bu okuldan çıkarak toplumda etkili olan gençlerin hayatlarında yarattığı değişimi de göz önünde bulundurmalıyız.

Bu noktada şu soruyu sormadan edemiyorum: Mülkiye’den mezun olanların çoğu, “gerçek dünyada” gerçekten etkili olabilecek mi, yoksa bürokratik sistemin dar çerçevesine hapsolacak mı? Bürokrasiyle ilişkilendirilen prestijli kariyerlere duyulan hayranlık, 21. yüzyılda artık geride kaldı mı?

Günümüzde, hızla değişen teknoloji ve iş dünyası koşullarında, sadece okulda öğrenilen bilgilerle yeterli olmak zor. “Akıllı, pratik ve yenilikçi” olmak, öncekilerden çok daha fazla değerli. Belki de Mülkiye’nin “yeni bir başlangıç” yapması, sadece yönetici kadrolarına değil, aynı zamanda toplumsal düşünce biçimlerine de yenilik getirmesiyle mümkün olabilir.

Sonuç Olarak…

Mülkiye, tarihten gelen bir prestije sahip olsa da, günümüz dünyasında ne kadar işlevsel olduğu, tartışmaya açık bir konu. Sosyal medya gibi dinamik ve hızla değişen bir ortamda, Mülkiye’nin daha esnek, daha özgür düşünmeye olanak tanıyan bir yapıya bürünmesi gerekiyor. Yoksa, sadece eski geleneklere ve ideolojilere sıkışıp kalacak.

Bu okula dair herkesin farklı görüşleri olabilir. Ancak, şunu sormadan da geçemem: Türkiye’nin geleceğini şekillendiren bürokratik kadrolar, sadece Mülkiye gibi okullardan mı çıkmalı, yoksa daha farklı eğitim yöntemleriyle mi şekillenmeli?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
ilbet güncel giriş adresivdcasino giriş için tıklabetexper giriş