Hezeyan Çeşitleri Nelerdir? Gündelik Hayatımızdaki Absürd Tespitler
Hezeyan… Hepimiz zaman zaman bir şeylere kafayı takarız, değil mi? Ama “Hezeyan çeşitleri nelerdir?” diye sorulduğunda, bazen gerçeklikle hayal arasındaki sınır o kadar bulanıklaşır ki, insan neyi doğru, neyi yanlış düşündüğünü bile şaşırır. Hani deriz ya, “Bir kafamıza takalım, hepimiz filozof oluruz!” İşte o felsefi anlar çoğu zaman bir hezeyana dönüşebiliyor. İzmir’de yaşayan, 25 yaşında, sürekli espri yapmayı seven ama içten içe her şeyi fazlasıyla düşünen biriyim. Bunu söyledikten sonra, tabii ki hezeyanlar da kaçınılmaz oluyor. Kafamda sürekli dönen o absürd düşüncelerle, hezeyanlar hakkındaki bilgimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Hadi bakalım, hem gülelim hem de biraz derinlere inelim.
Hezeyan Nedir? Kafayı Takınca Ne Olur?
Öncelikle, hezeyan nedir? Şimdi burada klasik tıbbi tanımları yapmama gerek yok. Ama öyle bir nokta var ki, hezeyan demek; gerçeklikle hayalin karışması demek. Aslında gerçeklik dediğimiz şey de zaten başlı başına şüpheye düşebilecek bir kavram değil mi? Hani bazen deriz ya, “İzlediğim dizi gerçek olsa, benim de böyle bir hayatım olurdu!” ya da “Bir gün bu anı yazacağım, dünyaya ünlü olacağım!” İşte, hezeyanlar biraz böyle bir şey. Ama hezeyanları günlük hayattan esprili bir şekilde örneklerle anlatmak da başka bir şey. Yani, ben mesela geçen hafta, iş yerinde biraz fazla stres yapıp şöyle bir düşünmüştüm: “Acaba bu dünyada herkes benimle dalga geçiyor mu?” Hahaha, ne saçma!
İçimdeki Kötü Düşünceler: Paranoid Hezeyan
Hadi biraz daha derine inelim. Paranoid hezeyan. Bunu anlamak için en iyi örneği geçen hafta kendi hayatımdan verebilirim. Bir arkadaşım, “Ya, seninle çok az zaman geçirebiliyoruz, işleri hep öne alıyorsun,” dedi. Normalde gayet rahat geçen bir konuşma ama ben tam o an, “Acaba herkes beni sevmiyor mu? Bunu bana neden söyledi? Benimle ilgili bir şey mi var?” diye düşünüp durdum. “Herkesin gözü üzerimde mi?” Sorular, birer paranoid hezeyan halini almaya başlamıştı. Tabii ki doğru değildi ama işte, bazen kafamda kurduğum senaryolar o kadar gerçekçi oluyor ki, sanki ortada gerçekten bir şeyler varmış gibi hissediyorum. İç sesim de bana şunu diyor: “Bunu sadece senin kafan kuruyor, biraz sakin ol.” Ama içimdeki o kaygılı ses, bir şekilde durmuyor!
Hezeyan: Mükemmeliyetçi Kafalar
Bir de mükemmeliyetçi hezeyanlar vardır. Bu, her şeyin en iyisini yapma zorunluluğu hissi… Tamam, belki biraz abartıyorum ama gerçekten, bazen evde otururken düşünüyorum: “Keşke her şey mükemmel olsa! Mükemmel bir işim, mükemmel bir sosyal hayatım, mükemmel bir partnerim olsa…” Sonra bir bakıyorum, saatlerce telefonla sosyal medya tarıyorum, “Acaba o kişi neden daha fazla beğeni aldı?” diye düşünüyorum. Gerçekten, mükemmeliyetçi olmak bazen hezeyanlara yol açabiliyor. Mükemmel olma isteğiyle birlikte gelen kaygılar, insanı bayağı zorlayabiliyor. “O zaman ben de daha fazla çalışıp, her şeyin en iyisini yapmalıyım!” diyorum. Ama sonra dönüp bakıyorum, aslında hiçbir şey değişmiyor. O mükemmeliyetçi hayallerle, her şeyin üstesinden gelmeye çalışırken, bir bakıyorum ki yine aynı “takılma” hali başlamış. İçimdeki insan tarafı biraz “rahat ol” diyor ama mühendisim, işte işin doğrusu var!
Romantik Hezeyan: “Ya Birisi Beni Sevse?”
Bir de romantik hezeyanlar vardır. Yani, daha çok ilişkilerle ilgili delice düşünceler. “Acaba, o kişi benimle gerçekten ilgileniyor mu?” sorusu hep kafada dönüp durur. Ya da “Bir gün, hiç beklemediğim bir anda mükemmel bir ilişkim olacak mı?” Hadi itiraf edeyim, bu benim sürekli düşündüğüm bir şey. Her an bir romantik ilişki başlasın isterken, bir yandan da içimdeki mühendis “Ama doğru bir zamanda, doğru kişiyle olsun,” diye uyarır. Çünkü o kadar derin düşünmekten, “Ya bu da bir hezeyan mı?” diye sormadan edemiyorum. İnsanın hayal dünyasında aşk, bazen öyle geniş ve renkli bir hale gelebiliyor ki, bu da bir tür hezeyan yaratabiliyor. Gerçekten! “Belki de o kişiyle bir ilişki kurmalıyım ama ya doğru kişi değilse?” Ne olacak, sorun değil, çok klasik ama bazen aşırı düşünüyorum.
Hezeyan ve Sosyal Medya: Bir Başka Dünya
Ve tabii ki sosyal medya. Bu konu da başlı başına bir hezeyan fabrikası. “Herkes bu kadar eğleniyorsa, ben neden eğlenmiyorum?” ya da “Onlar nasıl hep geziyor?” soruları kafamda çalkalanırken, biraz daha aşağıya kaydırıyorum, bir daha, bir daha… Ama sonra gözlerim kan çanağına dönmüşken içimden bir ses diyor: “Hayır, buradaki hayat gerçek değil, sadece gösteriş. Kendi hayatını yaşa.” Yine de, bazen gerçekten o kadar takılabiliyoruz ki, sosyal medyadaki hayatlara çok fazla takılmak, hezeyanlara dönüşebiliyor. Sosyal medya, herkesin yaşamını mükemmel bir şekilde gösterdiği bir alan. Ama gerçek hayatta, bunların hiçbirini yaşamıyoruz, değil mi? Hani bazen “Ne de olsa hepimiz insanız” deyip geçsek de, bir bakmışsınız ki bir anda bir hezeyan haline gelmişsiniz.
Sonuç Olarak Hezeyanlar… Gerçekten Ne Oldu?
Sonuç olarak, hezeyanlar, bazen gerçekliği kaybetmekten, bazen de kendi iç seslerimizle mücadele etmekten doğuyor. Günlük hayatımızdaki küçük ama absürd düşünceler, bazen hezeyanlara dönüşebilir. Ama hezeyanlar, sadece bir anlık düşünceler, bir durumu sorgulama halleri, bir kafa karışıklığı… Hezeyanlar da normaldir, hepimiz zaman zaman yaşarız. Gülüp geçmek, biraz rahatlamak, bu durumlarla barışmak da önemli. Hadi, ben biraz sakinleşeyim. Belki de çok düşünmek, bu kadar takılmak, her şeyin bir hezeyanını oluşturuyor!