Anksiyete Gelince Ne Yapmalı? – Biraz Ciddi, Biraz Mizahi Bir Bakış
Giriş: Herkes Anksiyeteyle Tanışmalı Mı?
Anksiyete… Bu kelimeyi duyduğumuzda aklımıza ya bir terapi seansı ya da çılgınca atlatılmaya çalışılan bir kriz gelir. Şu son yıllarda neredeyse herkesin “Ben anksiyetemle savaşıyorum” diyerek yaşadığı dünyanın ortasında, artık bu konuda bir şeyler söylemenin zamanı gelmiş gibi hissediyorum. Çünkü eğer herkes bir şekilde “anksiyete”yi deneyimliyorsa, o zaman bunun hakkında konuşmak da mecburi hale geliyor. Ama ne yapmalı? Hadi gelin, anksiyete meselesine bir göz atalım ve gerçekten ne yapmamız gerektiğine karar verelim.
Anksiyetenin Güçlü Yönleri: Evet, Yanlış Okumadınız
Şimdi, ciddileşelim biraz: Anksiyeteyi hep kötü bir şey olarak mı görmeliyiz? Kendisini iyi hissettiren bir duygu değil tabii ki, ama işlevsel bir yanı da var. Evet, yanlış duymadınız. Anksiyetenin, “benimle savaş” mesajı vermesinin amacı aslında sağlıklı bir şekilde hayatta kalmamıza yardımcı olmak. Vücudun tepki verme mekanizması, bizi tehlikelere karşı korumak için çalışıyor.
Mesela, bir iş görüşmesinin öncesinde anksiyete yaşamak, aslında o kadar da kötü bir şey değil. O heyecan ve kaygı, dikkatinizin dağılmamasını sağlıyor, sizi hazırlıklı olmaya itiyor. Gerçekten zor bir gün öncesinde endişelenmek, size o anın ciddiyetini hatırlatıyor. “Evet, bu önemli, o yüzden biraz gergin olman normal” diyorsunuz ve içindeki o kıpırtıyı bir şekilde yönetmeye çalışıyorsunuz.
Bir de, anksiyeteyi bir performans artışı olarak görmek mümkün. Çünkü biraz gerginlik, stresi yönetmeyi öğrenmenize yardımcı olabilir. O yüzden anksiyete biraz içsel bir motivasyon sağlıyor da diyebiliriz. Ama tabii bu noktada işin karışmaya başladığı yer, anksiyetenin normalden fazla olması ve bir noktada sizin zihinsel sağlığınızı etkilemeye başlaması.
Anksiyetenin Zayıf Yönleri: Hadi Ama, Her Şeyin Bir Sınırı Var
Anksiyeteyi hoş bir arkadaş gibi düşündük, ama biraz fazla yakın arkadaş olmasında fayda var. Çünkü anksiyeteye karşı koymanın imkansız olduğu zamanlar oluyor. Yani o his, bir anda sarmaya başladığında, ne yapacağınızı şaşırabiliyorsunuz. Mesela bir sosyal etkinlikte herkesle sohbet etmek yerine, sadece “ya şimdi ne yapacağım?” diye düşünerek bunalıma girebilirsiniz. İşte o zaman anksiyete, tamamen işe yaramaz bir hale geliyor.
Peki, ne oluyor? İçindeki kaygı, endişe o kadar büyük bir hacim alıyor ki, insan olmanın temel işlevlerinden biri olan “günlük yaşam” bir problem haline gelebiliyor. Mesela, bir arkadaşınıza mesaj attığınızda, “Acaba yanlış bir şey mi söyledim?” diye saatlerce düşünmeniz, anksiyeteyle nasıl yanlış bir ilişki kurduğunuzun örneğidir. O zaman “yavaşlayın, sakin olun” demek yetmiyor. İçsel savaş başlıyor.
Daha da fenası, anksiyete, çoğu zaman çözüm bulmak için girmediğiniz yolları sunar. Kendinizi bir problemi çözmek zorunda hissettiğinizde, zaten kaygı içinde olmak bile bir çözüme ulaşmanıza engel oluyor. Sonuçta bir şeyler yapmak zorundayken, en basit işlerin bile yapılmaz hale geldiğini görüyorsunuz. İşte o an, tüm anksiyete hayallerinizin sizin canınızı sıkmak için var olduğunu düşünmeye başlıyorsunuz.
Anksiyete ve Sosyal Medyanın Etkisi: Endişenin Modern Hali
Bir de, sosyal medyanın anksiyete üzerindeki etkisi var. Bunu inkâr edemeyiz. Herkesin mükemmel hayatını paylaştığı, sürekli pozitif olmanın ve aşırı başarılı olmanın müritlerine dönüşmüş bir dünyada yaşıyoruz. Şu bir gerçek: Bu içerikler, çoğu zaman farkında olmadan bir anksiyete kaynağı oluşturuyor. Çünkü “bu kadar mükemmel bir insan olamam, demek ki bir şeyler eksik” diye düşünmek çok kolay. Özellikle gençler arasında sosyal medyanın bu kaygı yaratıcı etkisi iyice büyümüş durumda.
Herkesin hayatı mükemmelmiş gibi göründüğünde, sosyal medya hesaplarınızdaki her kaygınızın daha da büyüdüğünü hissediyorsunuz. Mesela iş yerindeki sıkıcı bir günün ardından, Instagram’da herkesin tatilde olduğu fotoğrafları görmek, o “her şey benden iyi” hissini doğuruyor. O zaman bir yandan “her şey normal” derken, bir yandan da kaygılarınızın zirveye çıktığını fark ediyorsunuz.
Anksiyete ile Baş Etme Stratejileri: Sadece “Sakin Ol” Demek Yetmiyor
Anksiyete, bazen gerçekten yönetilmesi zor bir duygu olabilir. Ama bu onunla savaşmanın imkansız olduğu anlamına gelmez. Öncelikle, anksiyete ile başa çıkarken en önemli adım, bu duyguya karşı durmak değil, onu anlamaktır. “Sadece sakin ol” demek kadar etkisiz bir öneri daha yok. Anksiyeteyle savaşmanın yolu, bazen sadece onu kabul etmekten geçer.
Bir adım geri atıp, o hisse tam anlamıyla bakmak gerek. Anksiyetenin sizde nasıl başladığını ve neye dönüştüğünü fark etmek, mücadelede en büyük adım olabilir. Bazen endişelendiğimiz şeylerin gerçek olmadığını kabul etmek, kaygıyı azaltabilir. Diğer yandan, bir terapiste gitmek, meditatif teknikler kullanmak ya da farkındalık egzersizleri yapmak da gayet etkili yollar.
Ama en önemlisi, anksiyeteyi bir düşman gibi görmektense, onunla arkadaş olmayı öğrenmek. Anksiyete kesinlikle sizi yıpratabilir, ama aynı zamanda siz de onu doğru şekilde yönlendirebilirsiniz.
Sonuç: Anksiyete ile Barışmak Mümkün Mü?
Anksiyete bir konuda çelişkili bir duygu: Bazen motivasyon kaynağı, bazen ise karşımıza çıkan en büyük engel. Bununla savaşmak, kontrol edebilmek, ya da daha önemlisi, onu yönetebilmek biraz zaman alabilir. Sonuçta, sadece “geçer” demek, işin kolay kısmı. Ancak ne kadar çok anlayışlı ve bilinçli yaklaşılırsa, anksiyeteyle yaşam o kadar kolaylaşır. Ne dersiniz, kaygılarınızı yönetmeye hazır mısınız?