Alabaş Turpu Ne İşe Yarar? Bir Alabaş Hikayesi
İçimdeki Duyguların Bir Turp Kadar Derin Olduğunu Hiç Düşünmemiştim
Giriş: Bir Akşam Yemeği, Bir Sorun
Kayseri’de yaşıyorum. Belki de bu şehirde büyüdüğüm için her şeyin bir anlamı var. Her köşe başı, her sokak, her pazar tezgâhı bana geçmişin ve geleceğin karmaşasını hatırlatıyor. O anları düşünürken, bazen içim tuhaf bir şekilde burkulur. Bugün de öyle bir gündü. Hava soğuk, rüzgar sertti. Nehrin kenarındaki evde annemle birlikte akşam yemeği hazırlıyorduk. Ama işler hiç beklediğim gibi gitmeyecekti.
Akşam yemeğine başlamadan önce, annem pazardan yeni döndü. Ellerinde bir demet alabaş turpu vardı. Dürüst olmak gerekirse, alabaş turpunu ben de pek tanımıyordum. O kadar tanıdık bir yemek alışkanlığım yoktu. Kayseri mutfağında daha çok kuymak, pastırma, mantı falan var. Ama alabaş… İşte bu turp, yavaşça hayatıma girmeye başlıyordu.
Annem: “Bunu da ekleyeceğiz yemeğe, biraz farklı bir tat olur.”
Ben: “Alabaş mı? O da ne ya? Hangi yemeğin içine atılacak?”
Ve işte o anda, alabaşın ne kadar sıradan bir şey olmadığını, aslında her şeyi değiştirebileceğini düşündüm. Ne kadar küçüktü, ama bir o kadar da önemliydi. O alabaş turpu, bana bir şeyleri hatırlatacak, belki de ben farkında olmadan, duygularımın derinliklerine inecektim.
Alabaşın İçinde Sıkışan Duygular
İçimi sıkıştıran bir şeyler vardı, bu günlerde sürekli içimde dolaşan bir boşluk gibi. Kayseri’ye döneli birkaç yıl olmuştu ama hâlâ bazı şeyler eksik gibiydi. Annemle evde olmanın, onun mutfağa girmesinin verdiği huzuru hissedebiliyordum. Ama bir taraftan da bir şey eksikti. İstediğim bir şey vardı ama neydi? Bir cevap, bir açıklama, belki de sadece içimdeki buğuyu temizleyecek bir şey…
O akşam, annemle mutfakta gülümsedikçe, alabaş turpunun ne kadar güçlü bir metafor olduğunu fark ettim. Çünkü o turp, neredeyse bütün yemeklere eklenebilecek bir şeydi. Ama asla “kolay” değildi. İlk başta acı, biraz da acılı, sonra damağınızda o tatlılık bırakan tuhaf bir özellik. Duygularım da böyleydi. Her biri farklı, her biri değişik, ama bir araya geldiğinde bir anlam oluşturuyordu. Annemin elinde bu turpun bana yaşatacağı bir farkındalık vardı.
Annem: “Alabaş, bağışıklığı güçlendirir. Hazmetmeye de yardımcı olur. Ama biliyor musun, hep bana soğuk kış günlerinde moral vermiştir. Bir parça alabaş, insana umut verir.”
Ve o an… O kadar basit bir cümleydi ki, ama bir anda kafamda bir ışık yandı. Alabaş turpu, bir şekilde bana da bir şeyler anlatıyordu. İçindeki o keskin acılıkla, aslında hayatta hep yaşadığımız küçük kırgınlıkları simgeliyordu. Ama sonra o tatlılık, acıyı yenecek kadar güçlüydü. Bu yüzden hayatta acıyı tatmamız gerekiyordu. Çünkü en sonunda tatlılık, her şeyi iyileştirecekti.
Bir Anlam Arayışı: Turpun Gösterdiği Yol
Yemek hazırlanırken annem alabaşı doğruyor, ben de bir kenarda düşünüyordum. Bir yandan kararmış havayı, bir yandan da içimdeki karmaşayı izliyordum. O akşam, alabaş turpunun beni başka bir yolculuğa sürükleyeceğini bilmiyordum. Bir çeşit arayışa çıktım sanki. Yalnız hissettiğim her an, bu turp gibi keskin ve tatlı olabilirdi. Hayat da bazen öyle değil miydi?
İç ses: “Bu kadar uzun zamandır yalnız hissediyorum, her şeyin bir anlamı olması gerekmez mi? Alabaş gibi. Sonuçta o da burada, bir şeyin parçası olmaya çalışıyor. Belki de ben de sadece bir parçayım, öyle değil mi?”
Ve annemle bu yemeği hazırlarken, aklımdan geçen bir başka düşünce daha vardı: “Her şeyi yerli yerine koymak ne kadar zor bir şey.” Ama alabaşın işlevi tam olarak bu gibiydi; tüm o karmaşayı bir araya getiren, ona anlam veren, vücuda faydalı olabilen bir şey. Benim hayatımda da bir düzen, bir denge olmalıydı. Bunu anladım. Zaten, belki de bir insanın gerçekten sağlıklı olması, duygusal anlamda da bir denge bulmasıyla alakalıydı.
Duyguların Tadı: Alabaş ve Ben
Yemek bittikten sonra sofrada o alabaş turpunu görmek bir başka anlam taşıdı. Hep acı, hep tatlı, hem de her zaman geçici bir lezzet. O akşam, yediğim yemek bir anlam kazandı. Çünkü hayatta bazen küçük bir şey, bir turp, bir kelime, bir bakış açısı, bizde derin bir iz bırakabilir.
İçimden geçen her şeyin anlamı vardı. Bazen hayat, bir turpun içindeki anlam kadar derin olurdu. O an, alabaş bana sadece sağlıklı bir şeyin ötesinde bir şefkat gösteriyordu. O kadar basit bir şey, ama bana çok şey öğretmişti. Alabaş turpu, bana acının geçici, tatlılığın ise kalıcı olduğunu öğrettiyse de, belki de en büyük dersi şu anı anlamak ve yaşamak oldu.
İç ses: “Belki de hayatta o kadar acıyı hissettik ki, biraz tatlılık yeterli. O tatlılık, bana yeniden umut verebilir.”
Sonuç: Alabaş, Bir Nevi Duygusal Sağlık
Evet, belki de kaybettiğimiz şeyler vardı. Ama şunu fark ettim: Bazı zamanlarda, sağlıklı kalmak yalnızca fiziksel değil, duygusal olarak da bir dengeyi bulmakla ilgilidir. Alabaş turpu, annemin deyimiyle, bağışıklığı güçlendirmenin yanı sıra, insana manevi olarak da iyileşme sunar. Hayatın her dönüm noktasında, o keskin acılığa rağmen, tatlılık da vardır. O yüzden, belki de alabaş turpu bir nevi hayatın kendisidir; anı, duyguları ve zorlukları kabul etmek ve onlardan öğrenmek.
Her şeyin bir anlamı vardır. Alabaş da buna dahil.